Badem Serüveni
Paylaş
Gülgiller familyasından meyvesi yenebilen bir ağaç türü olan badem güneybatı Asya’ya özgü bir bitkidir. Özellikle Akdeniz bölgesinde Suriye, Lübnan ve Ürdün’de yetişen bu ağacın yabani formlarının meyveleri maalesef yenmez. Bu tür yabani bir badem ağacının meyvesi bir avuç kadar bile yense zehirli olduğundan öldürücüdür. Çünkü yabani bademde arsenik bulunur hani şu Nazi tecrid kamplarındaki gaz odalarında Yahudilere verilen gazdan. Peki ilk yabani formları bu kadar zehirli olan bademin bugünkü lezzetli ve besleyici formuna ulaşması nasıl mümkün oldu? Yalnız badem değil şu anda yemekte olduğumuz birçok yabani bitki tarımsal faaliyet yapılabilen ürün haline geldi? Bunun nasıl mümkün olduğunu öğrenmek için 8-10 bin yıl öncesine kadar gitmemiz gerekiyor.
Dünya tarihine baktığımızda bugünkü modern insana benzeyen yaratıklara 2.8 milyon yıl öncesinde rastlıyoruz. Ama yaklaşık 2 milyon yıl boyunca pek bir gelişme gösteremediler. Ancak ateşin keşfedilmesi insanlığa resmen çağ atlattı. Çünkü ateş demek yemekleri pişirmek demek bu da daha besleyici yemek demekti. Bu sayede beyinsel faaliyetlerimiz gelişti. Ayrıca ateş insanları bir arada tutarak hem ilişkileri güçlendirdi hem de insanları soğuktan ve yırtıcı hayvanlardan korudu. Günümüzden yaklaşık 250.000 yıl önce ortaya çıkmış olan Homo sapiens sapiens yani modern insan Latincede 'akıllı bilge’ anlamına gelir ve halen yaşamını sürdürmektedir. İlk olarak günümüzden yaklaşık 50.000 yıl önce görülmüştür. Kelime anlamı olarak 'düşündüğünün üstüne düşünebilen insan' demektir. Bu insanlar zamanla daha gelişmiş silahlar yaptılar, ev aletleri ve giysiler diktiler. Basit ve az karmaşık dillerde konuşmaya başladılar ve ilk kültürler oluşmaya başladı. Bu şekilde ortalama 40.000 yıl devam etti.
Bugünkü modern hayatın başlangıç noktası olarak son buzul çağının sonu olarak da bilinen bundan 11.000 yıl öncesi olduğu genel kabul görmektedir. O zamana dek 5-6 milyon yıldan beri dünya yüzeyinde yaşayan bütün insanlar hala avcı/toplayıcı kabileler halinde yaşıyorlardı. Bu topluluklar tüm yiyeceklerini yabani hayvanları avlayarak ve yabani bitkileri toplayarak elde ediyorlardı. Şu anda bile dünya üzerinde çok az sayıda varlıklarını devam ettiren bu gruplar göçebe bir yaşam tarzına sahiplerdi. Yiyecek tedariklerini yabani hayvanların göçünü ya da yabani bitkilerin hasat zamanlarını takip ederek giderebiliyorlardı. Bu durum bundan 11 bin yıl önce Bereketli Hilal olarak bilinen özellikle şu anda yaşadığımız Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası gibi coğrafyalarda yiyecek üretimine veya hayvancılığa dayanan ve yerleşik bir yaşam gerektiren çiftçiliğin başlamasıyla sona ermiş; buğday gibi bitkiler ve koyun gibi hayvanlar yetiştirilmeye başlanmıştır. O ana kadar yabani olarak doğada bulunan bu bitki ve hayvanların yabani atalarından farklılaşarak evcilleştirilmeye başlandı. Tabii ki yerleşik hayata geçip çiftçilik yapmaya başlayan ilk çiftçilerin önünde şimdilerde kullandığımız moleküler genetik yöntemleri yoktu. Nasıl oldu da sadece bademi değil diğer yabani ürünleri evcilleştirmeyi başardılar? Bu yazıda diğer türleri bir kenara bırakarak sadece bademe odaklanalım.
Çeşitli açıklamalar olsa da Jared Diamond’un Tüfek, Çelik ve Mikrop adlı kitabında da anlatılan ve genel kabul gören açıklama şöyle: bazı badem ağaçlarının tek bir geninde kötü ve acı tat veren amygdalin sentezlemesini engelleyen bir değişim oldu. Aslında bu tür bir değişime giden bir ağacın meyvelerini kuşlar hemen keşfeder ve yiyip bitirirler. Ama bir şekilde bu dünya yüzeyindeki ilk çiftçilerden bazıları tesadüfen nadir olarak bulunan bu bademleri tatmış olabileceklerini ve tatlı olduklarını görünce kendi bahçelerine dikmiş olabileceklerini düşünüyor konunun uzmanları. Yapılan arkeolojik kazılarda yabani bademin varlığına MÖ 8000’li yıllarda rastlanıyor. Ehlileştirilmesi ise MÖ 3000’li yıllarda Doğu Akdeniz bölgesinde oluyor. MÖ 1300’lü yıllarda öldüğü tahmin edilen ünlü firavun Tutankamon’un mezarında ölümünden sonra yemesi için bırakılan yiyecekler arasında bademin de olduğu biliniyor. Badem gibi birçok başka türün de benzer şekilde insanlığın besin zincirine dahil edildiği düşünülüyor.
‘Badem’ kelimesinin etimolojisine baktığımızda da Farsça ‘bādam’ sözünden Türkçeye nakledildiğini görüyoruz. Kazakça, Kırgızca ve Uygurca da ‘badam’ olarak söylenen ve bir kısım Oğuz boylarında ve Anadolu’da ‘pāyām’ biçimine dönüştürülen bu söyleyiş ülkemizde Payamlı ve Acıpayam gibi yer adlarında karşımıza çıkmaktadır. Eskişehir’in eskiden en gözde piknik alanı olan ve şimdilerde de seyir alanı olan bölge badem ağaçlarından dolayı ‘Bademlik’ olarak bilinir. Ülkemizde benzer adlar verilen nice yerimiz bize atalarımızın bademe verdikleri önemin ve değerin bir göstergesidir. Bundan on beş sene önce hiçbir badem ağacının olmadığı Kara Oklar çiftliğimizin bulunduğu bölgeye de ‘bademlik’ denmesi de yakındır. 😊
“Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim diyemez,” diyor Mustafa Kemal Atatürk. Onun bu övgüsüne mazhar olan kahraman kadınlarımıza olan vefa duygusunun bir ifadesi olarak Kara Oklar Çiftliği bünyesinde üretilen ürünlere marka yüzleri olarak İstiklal Savaşımızda erkeklerin yanında bu vatanın kurtarılması için var güçleriyle savaşan bazı kadın kahramanlarımızın isimleri verilmiş. Bunlardan biri de Çıldıroğ Nene. Bu kahraman kadınımız ilerlemiş yaşından dolayı köylülerinin karşı çıkmalarına rağmen Milli Mücadele yıllarında öküzüyle cepheye cephane taşımaktadır. Bu sırada sahip olduğu öküzünün ayağı kırılır. Artık cephane taşıyamayacağından dolayı öküzünü kestirip cephede savaşan askerlerimize gönderilmesini ister. bademli ürünlerinde yaşatmak ve gençlerimize tanıtmak isteyen Kara Oklar Çiftliği de organik olarak ürettiği bademli ürünlerin marka yüzü olarak bu vefakar Anadolu kadınımız Çıldıroğ Nene’yi seçmiş. Bademli ürünleri yerken onu ve bugünlerde vatanımızda hür olarak yaşamamızda emekleri olan tüm diğer kahramanlarımızı hatırlamanız dileğiyle.