BEN GÖRDÜM...

BEN GÖRDÜM, BU ÜLKEDE ÇOK GÜZEL İŞLER YAPILIYOR!

Kimse bana "Bu ülke insanından, bu ülkeden hiç bir şey olmaz" demesin...

Ben gördüm bu ülkede çok güzel işler yapılıyor.

Bayramın ikinci günü, 18 Temmuz 2015 tarihinde "Karaoklar Ekolojik Hayat Çiftliği'nin" açılışı için Manisa Demirci'de idik...

Açılışta korumalar, protokol, basın ordusu, son model arabalar yoktu… Ancak gözleri dolu dolu anneler, gururlu babalar ve evlatlarının kendileri için yaptığını görmeye gelen Demircililer vardı...

Açılışta Ahmet Şerif İzgören şöyle dedi:

- Soma’da madendeki göçükten sağ çıkan bir işçiye "Bir daha madene girecek misin" diye sordular. O da "Başka çarem mi var? Girmek zorundayım" dedi. Soma'nın da üstünde çok verimli araziler var. Orada da canlıları zehirlemeden organik tarım yapılabilir. Buna rağmen bizi madene mahkûm ettiler. O işçileri de o madene girmek zorunda bıraktılar.

Hayatında karşılıksız bir çubuk bile dikmemiş birileri yine oturdukları yerden “bu proje işe yaramaz” demeye başlayacaklar. Onlar demeden ben diyeyim:

Organik tarım eğitim yapılacak çiftlik 150 dönüm. Amerika'daki uçsuz bucaksız tarım arazilerinin yanında denizde damla... Manisa'nın ne uzak ilçesinde, ulaşım kötü... Sizin anlayacağınız kötü bir yatırım...

Bunların üstüne bir de:

- Adam para kazanmak için, çiftlik kurmuş... Sen de kalkmış övüyorsun... diyenler grubu da olur…

Çiftlikte şu anda çuval çuval para kazandıracak kadar büyük meyve veren ağaçlar yok... Belki 5-10 yıl sonra para kazandırmaya başlayabilir. Bunun da hiç bir yatırımcıya cazip geleceğini sanmam... Bizdekiler bugün yatırıp gelecek yıl kazanmayı isterler. Hatta bir gece de olsa çok daha iyi olur...

Ayrıca keşke bu çiftlik çok para kazansa... Çünkü eminim ki o paralar bir gece kulübünde ya da kumarhanede harcanmayacak. İsviçre banka hesaplarına gitmeyecek... O paralar yine ülkemde hiç kimsenin cesaret edemediği, risk alamadığı bir işte öncülük etmek için yatırıma dönüşecek...

En iyi yatırımın 350 bin, 400 bin TL’ye kelepir residans almak zannedildiği, Denizlililerin bile İstanbul’dan kelepir rezidans almak için sıraya girdiği bir ülkede Manisa’nın dağında 200 – 250 bin TL yatırım yapmak gerçekten çok kötü bir yatırım.

Tüm bunlara rağmen, asrımızın uğur böcekleri olan Nasrettin hocası ve ekibi "Ya tutarsa" deyip, göle mayayı çaldılar.

Benim için çok güzel,  bazıları için ise kötü haber...

"Şimdiden yüze yakın kişi, Demirci'de organik tarım için hazırlıklara başlamış. Yani göl maya tutmuş...

Geçen ay üniversite hocaları gelmiş… Demircililere çiftlikte ağaç budamayı uygulamalı göstermişler…

Bahsettiğim bu güzelliğe ve hayata olumsuz bakanlar var ya… Onlara peygamberimizin dediği gibi derim...

"Kıyamet bile kopuyor olsa, oturduğun yerden kalk da bir ağaç dik"…

Söylenip duracağına, iş yapan insanları bilgisizce eleştireceğine, elinin ulaştığı, gücünün yettiği kadar bu ülke için bir şeyler yap...

Rahmetli valimiz Recep Yazıcıoğlu'nun da dediği gibi belki mahallendeki spor sahasının bozulan tellerini düzeltmekle başlayabilirsin...

Bu açılışa ailecek davet edildiğimiz için teşekkür ederim. Her şeyden önemlisi, 15 yaşındaki kızım Ahsen, 10 yaşındaki oğlum Yiğit bu eseri yerinde görme şansını buldukları için teşekkür ederim. Çünkü onlar bu ülkede güzel çabaların da olduğunu görmüş olarak büyüyecekler... Birileri "Bu ülkede birşey olmaz" dediklerinde... Onlar "Ben gördüm, oluyor" diyecekler... Bu yüzden emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.

Açılışta beni asıl etkileyen Demircililerin dokunsan ağlamaya başlayacak dolu dolu gözlerindeki ışıltı ve konuşurken titreyen dudakları oldu...

Ben bu göz ve dudakları 200 trilyonluk açılışlarda görmedim.

Sırf bunun için bile orada olmaya değerdi...

Dostlukla

23.07.2015

hayri.un@gmail.com

DETAYLAR

YETİNEBİLİRLİK

KIYMETLİ DOSTLAR;

Bulunduğumuz çağda insanoğlu “YETİNEBİLİRLİK” kavramının anlamını yitirdi. Doğanın sunduğundan daha fazlasını üretmek ve herşeye rağmen kazanmak; bunun anlamı çevresine ve kendine zarar vermek de olsa daha fazlasını kazanmak istedi.

Başlangıçta doğa insanı tolere etti, yapılanları bağışladı ancak insanoğlu sınırını aşınca yapılanları insanoğluna geri sunmaya başladı. Ürünler tadını, özünü, besleme özelliğini yitirerek zehirlemeye insanoğlunda daha önce tanısı yapılmayan hastalıklara sebep olmaya başladı.

Yaptığı işlemlerin doğadaki diğer canlılara ve bizzat ekolojiye verdiği zarara karşı duyarsız kalan insanoğlunu doğa ancak bu şekilde uyarabilmişti. Silkelenen ve yaptığı hatanın kendine kadar gelen zarar zincirini algılayan insanoğlu bu gidişatın ancak “yetinebilirlik” anlayışı ile iyi niyetli, doğaya dost uygulamalar yaparak durdurabileceğini yetmişli yıllardan sonra anlayabildi.

Özümüzde varolan “yetinebilirlik”, doğaya saygı ve geleni “tevazu ile kabullenme” düşüncesiyle çıktığımız yol bizi “Karaoklar Ekolojik Yaşam Çiftliği”ne taşıdı. Burada yaşamaya, üretmeye ve ürettiklerimizi dostlarımız ile paylaşmaya karar verdik.

Karaoklar ekolojik hayat çiftliği gönüllüleri olarak hayat amacımız; ecdadımızdan gelen üretim kültürümüzü canlandırmaktır. İlkelerimiz ise;

- Üretim sürecinde toprak altı ve toprak üstü florası ile insan sağlığına zarar vermeyen girdiler kullanmak

- Parayı-Markayı-İmajı ve Karlılığı değil; Doğayı-Sağlığı-Saygıyı ve İnsanlığı tercih etmek

- Çiftlik alanının yer aldığı toprakların, gelecek nesillerden bize emanet olduğu bilinciyle hareket etmek

- Yerel bilgi ile teknik bilgiyi harman yapmak

- Çevre köylerden başlayarak ülke üreticileri ve çocuklara sağlıklı üretim eğitimleri vermek, unutulan paylaşımcı yaklaşım kültürümüzü tekrar canlandırmak

- GDO’lu tohum değil; ata mirası organik tohum kullanmak ve bu tohumları üretip paylaşarak yok olmasına engel olmak

- Siyeset ve dedikodudan uzak durmak

- Doğayı ve yerel kültürümüzü korumayı ve sağlıklı nesiller yetiştirmeyi amaç edinen STK’ları ile işbirliği içinde çalışmaktır.

Bu ilkeler ile çıktığımız yolda, iyi niyet mektubumuzu kabul eden doğa bize emeğimizin karşılığı olan “organik tarım yaşam felsefesi” ile ürettiğimiz ürünlerin karşılığını verdi. Bizi size getiren “bize sunulanı siz dostlarımız ile de paylaşmak” isteğimizdir.

İyi niyet, doğaya dost uygulamalar ile ürettiğimiz taze ve geleneksel yöntemler ile işlenmiş ürünlerimizin tüm dostlarımıza sağlık kaynağı olması dileklerimizle “afiyet olsun”.

                                                                                                                                 Orhan AZTEKİN

DETAYLAR

ÇİFTLİĞİMİZDEN HABERLER

Çifliğimizle ilgili duyuruları; çiftiğimiz resmi web sitesi olan www.karaoklar.com adresinden takip edebilirsiniz. Lütfen hizmetlerimiz ile ilgili görüş ve önerilerinizi bizlere bildiriniz

Tüm Haberleri gör..

21.06.2017

Fırınlarda fareler cirit atıyor.

Pastaneler hamamböceği dolu.

Tuvalette dondurma yapıyorlar.

Baklavaya antep fıstığı yerine ezilmiş bezelye koyuyorlar.

Kırmızı biberde kiremit tozu var.

Zeytini koyu siyah olsun diye ayakkabı boyasıyla yıkıyorlar.

Bayat tavuk beyaz görünsün diye klora batırılıyor.

Küflenmiş peyniri jel ile harmanlayıp, taze kaşar diye kakalıyorlar.

Lahmacunda yağ külü var.

Kemik öğütüp salam yapıyorlar.

Sosis horoz ibiğinden.

Dönerde bağırsak var.

Tavuk dönerinde deri var.

Kendisi zaten mikrop yuvası olan birbirinden cahil işçiler, kontrolsüz yemek fabrikalarının mutfağında yatıyor, kazanlar leş.
Geçenlerde Türkiye Ziraatçılar Derneği ifşa etti, yoğurda domuz kemiğinden yapılan jelatin katılıyor, yüzde yüz dana eti diye satılan sucuklarda at ve eşek eti bulundu, sucuk-salam imalatında kullanılan sarımsak kireç suyunda soyuluyor, tereyağına patates karıştırılıyor, tulum peynirine nişasta koyuyorlar, sakatatı boyayıp hazır kıymaya katıyorlar, çikolatalarda şekerlemelerde hayvan yemi var, kuru üzüm daha dayanıklı olsun diye kurutulmadan mazota bulanıyor, zeytin çabuk kararsın diye zeytin havuzlarına paslı demir atılıyor, kaçak sigaralarda tütüne talaş ilave ediliyor.

Kakaolu fındık kremasında kakao yerine keçiboynuzu var.

Beyaz peynire parlaklık versin diye kireç katılıyor.

Peynir dedim aklıma geldi, elalemin ülkesinde köpek mamasını bile ambalajda satıyorlar, bizim kahvaltıda çocuğumuza yedirdiğimiz peyniri pazar tezgahında parmaklamayan kalmıyor.

Kepekli-çavdar denilen ekmeklere kakaoyla renk veriliyor.

Çiğ süte, daha fazla peynir elde etmek için şeker gübresi konuluyor, sütün ekşimesini önlemek için hidrojen peroksit ve formaldehit koyuyorlar, ekşimiş sütün ekşiliğini almak için soda, kostik ve trisodyum sitrat koyuyolar, sütün öz yağı alınıyor, yağlı süt izlenimi versin diye margarin katılıyor.

Zeytinyağına kanola karıştırılıyor, eskiden ucuz diye ayçiçeği yağı karıştırılıyordu, şimdi daha ucuz diye kanola karıştırılıyor, yarın öbür gün kullanılmış motor yağı karıştılırsa şaşma… Anca sabun üretiminde kullanılan yüksek asitli yağlar, ısıl işlemden geçirilip natürel sızma zeytinyağı diye satılıyor.

Arı görmemiş bal var!

Ticari glikozun içine biraz polen, biraz renklendirici ve esans ilave ediliyor, bal imal ediliyor. Petekli ballarda saf balmumumdan yapılmış petek kullanılması gerekirken, çok daha ucuz olan petrol ürünü mumdan petek kullanılıyor.
Bitkisel baharatların içine kurutulmuş ot karıştırılıyor.

 

Tahini soyayla yapıyorlar.

Kaçak çayı domuz kanıyla renklendiriyorlar.

Tarım Bakanlığı denetim sonuçlarını açıkladı… İstanbul’da bir börek salonunda, kol böreğinde at eti çıktı. Bursa’da pidecide, eşek eti çıktı. Denizli’de pidecide, bağırsak çıktı. Ankara’da köftecide, dana köfte harcında tavuk ayağı çıktı. Kahramanmaraş’ta antep fıstığı ezmesinde boya çıktı. Afyon’da sucukçuda tükrük bezi çıktı. Niğde’de bitkisel doğal üründe ilaç çıktı! Mersin’de bitkisel doğal üründe ilaç çıktı! Hatay’da zeytinyağcıda tohum yağı çıktı.

İstanbul’da bir pastane basıldı, çöpten topladıkları bayat ekmekleri kurutup un haline getirdikleri, pasta ve kurabiye yaptıkları, hatta başka pastanelere ucuz yollu sattıkları ortaya çıktı.

Aydın’da mübarek ramazan ayında sokak iftarlarının en büyük tedarikçisi olan yemek fabrikasında, domuz eti çıktı.

*

Hal böyleyken…

Askerler yemekten zehirlendi, Türkiye ayağa kalktı, sabotaj mı var, komplo mu, televizyonlarda endişeli tavırlarla tartışılıyor, acaba dış güçler mi yapıyor, nasıl olur da askerler zehirlenir filan.

*

Kardeşim!

Danimarka’da mı yaşıyorsunuz?

Finlandiya mıdır burası?

*

Gıda sektöründe “merdivenaltı” tabir edilen, denetlenemeyen firma sayısı 350 binden fazla bu ülkede, 350 binden fazla… Sahteci gıdada her yıl 12 milyar dolar dönüyor.

*

Normalde kanalizasyon inşaatı yapması bile sakıncalı tipler, yemek fabrikası kuruyor, iktidardan adamını bulup kamu ihalesi kapıyor. 12 milyar dolardan pay almak için babasını doğrayıp kıymaya katacak tipler “catering” işi yapıyor!

*

Kanser oluyoruz, kalp hastası oluyoruz, tansiyon, şeker hastası oluyoruz, hamilelerde düşüğe yolaçıyor. İddia ediyorum, gıda terörünün bu topraklarda öldürdüğü insan sayısı Pkk’dan fazladır.

*

Dolayısıyla… Bu hijyenik (!) bilincimizle, askerlerin zehirlenmesi değil, zehirlenmemesi haberdir!

YILMAZ ÖZDİL

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/askerlerimizi-kim-zehirliyor-1901893/

 

 

11.06.2017

Uludağ Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mustafa Tayar hocamızı "Ne yediğinizin farkında mısınız" başlıklı semineri ile ağırladık. Çalışanlarımız, Manisa Büyükşehir Belediyesi Demirci Koordinatörlüğü personeli ve bölge halkının katılımı ile gerçekleşen seminerimiz son derece faydalı ve eğlenceli idi. Birlikte işbirliği protokolü hazırlığında olduğumuz hocamıza ve beraberindeki heyete teşekkür ediyor ağzınıza emeğinize sağlık diyoruz. Karaoklar'da eğitimlere ara vermeden devam edeceğiz. Bir sonraki etkinliğimizde görüşmek dileğimizle. 

11.06.2017

İzgören Akademi Yönetim Kurulu üyesi ve yazar Gökhan OKÇU ile 02 Haziran 2017'de mesai arkadaşlarımız ve Manisa B.Şehir Belediyesi Demirci koordinatörlüğü personelinin katılımı ile "Neden" başlıklı seminerimizi gerçekleştirdik. Can dostumuz Gökhan OKÇU'nun ağzına emeğine sağlık @gokhanokcu1 

11.06.2017

Yılda bir kez düzenlenen "Av Partisi" ekibini bu yıl Karaoklar Ekolojik Hayat çiftliğinde ağırlıyoruz. Öncelikle hemen belirtelim av partisi dediğimizde aklınıza avcılık gelmesin zira avcılıkla ilgisi yok. ☺ Yapılan etkinlik biraz eğitim, biraz eğlence, biraz yeni proje, fikir ve düşüncelerin paylaşıldığı en çokta dostlukluğun konuşulduğu ve buluştuğu yer. 

12.04.2017

Çiftliğimizde Kırsal Kalkınma Dernek Başkanı ve AB proje uzmanı Nedim Zurnacı bey ile Eğitim ve AB Uzmanı Uz. İncinur Mumcuoğlu'nu, Mahmutlar Köyü i. Ö. O öğretmenlerinden Ali Yancar dostumuzla birlikte ağırladık. Çiftlik projemizin anlatıldığı ve destekleme alanlarının konuşulduğu bu verimli gün yapılacak işbirliği ve sürecin devamında atılacak adımların konuşulması ile sonlandı. Katılım sağlayan ve emeği geçen dostlarımıza teşekkür ederiz

12.04.2017

İlk kez bu yıl deneme parseli oluşturduğumuz badem fidanlığımızda, Ocak 2017'de tohumlarını ektiğimiz fidanlarımız göz vermeye ve toprak üstüne bahara merhaba demeye başladı.

HAYAT AMACIMIZ

Daha eğitimli, daha çok okuyan ve üreten bir ülke için çalışıyoruz.

devamı..

HAKKIMIZDA

Aslında her şey 90'lı yıllarda köylere adım atan takım elbiseli, eğitimli satışçıların "bakın bu sizin yetiştirdiğiniz meyve, bu da bizim ilaçlarımızı kullanırsanız elde edeceğiniz meyve" diyerek, devasa hormonlu ürünlerini çiftçilere göstermeleriyle başladı. Bir süre sonra yabancı firmalara bağımlı hale gelen köylü kimyasalsız ve genetiği bozulmuş tohumlar olmadan üretemez duruma düştü. Kanser vakaları inanılmaz arttı. Biz önce, çocuklarımız ekolojik ve temiz gıda yesinler diye KARAOKLAR Çiftliğini kurduk; sonra çevremiz gerçek yumurta, meyve, salçanın lezzetini görüp talep edince çiftliği adım adım büyüttük.

Eğer bir gıdanın üzerinde KARAOKLAR Çiftliği markasını görürseniz, kocaman ve gönülden inanarak sadece çeşmede yıkayın ve çocuğunuza yedirin. O gıdaya kimyasal, şu bu değmediğine söz veririz. Çünkü Logo'da babalarımızın isimleri var.

Ahmet Şerif İZGÖREN”

 

devamı..

FOTO GALERİ